Hala sana çirkin bir aşinayım. Belli belirsiz bir egzoz dumanısın ağzımdan sabaha karşı çıkan, patlak lastikle şarampollere sürülen gençliğimsin. Bozulmaya başladı tabiatın dengesi baharda açacak çiçekler yazın başında sevgiliye veriliyor, yakın zamanda kar yağarsa terli alnımıza işte o mevsim sen olabilirsin.
Hala sana çirkin bir aşinayım.
Sana yetemeyişimi, az kalışımı öksüzlüğümden ayıklama. Sen bütün güzelliklerin en çoğusun, sen bütün küçük bir kız çocuklarının şirinlik çoğulusun sen.. Nasıl derler yırtsan boğazımı tırnaklarınla ben yanlış anlamışımdır o ölümü. Hatta dileyebilirim " Tanrım lütfen tekrar yaşatır mısın son bölümü ".
Beni tanırsın beklerim, bekledim.
İçimden ne geçiyorsa,
sana ayırmışım,
çoğunu.
25 Nisan 2014 Cuma
18 Mart 2014 Salı
Var, bi kaç kare fotoğrafı, bide büyük rakı var.
Sizin hiç ölürcesine özlediğiniz birini görmeye cesaret edemediğiniz oldu mu. Siz hiç o an gülmek zorundayken bunu yaşadınız mı. Eğer birini gerçekten özlüyorsanız bunu doğru ifade edebilecek cümleleri saatlerce arasanız bile yazacak hiçbir şey bulamazsınız. Çok, pek çok, en çok diye devam eden cümleler birer ölçü ifade ederler ve bunların daha çoğu da hep mümkündür. Ama gerçekten özlüyorsanız söyleyebileceğiniz hiçbir şey yoktur.. Öfke, kızgınlık, kavgalar. Birer birer kaybolurlar ve geriye sadece o kalır. Bu sevgiden beslenen ama zamanla onun bile ötesine geçen bir duygudur. Tarifi mümkün olmayan ancak etkilerine bakarak gücünü hissedebileceğiniz bir his. Yumruk gibi takılıp kalır boğazınıza, her yerde sizinle beraberdir. Bundan kurtulmak için çabalar durursunuz ama nafile. Zaman zaman unutturur kendisini, geçer gibi olur. Sevimli bir çocuk bakışı, arkadaşlarla içilen bir kaç bardak rakı, günlük hayatın sıradan koşuşturmaları bazen o hissin üstünü örter gibi olur. Unutmazsınız ama, alıştığınızı zannedersiniz. Ve yalancı bir rahatlamaya doğru kayar bünyeniz. Ama sonunda, özellikle yalnız olduğunuz bir an gerçek çırılçıplak dikiliverir karşınıza. Özlüyorsunuzdur işte, bütün o yalancı rahatlamalarınız illüzyondan başka bir şey değildir. Küçücük bir şeyle kol kola çıkar karşınıza ve ruhunuzu yeniden kanatıverir o his. Bazen bir fotoğraf, bazen bir şarkı, ya da telefonunuzun titreşivermesi.. Zaman mekan tanımaz. Ve böyle zamanlarda insanın en zavallı halini yaşarsınız. Çaresizsinizdir, uzaklaşmak istersiniz neredeyseniz, gülümsemeye çalışırsınız ama yüzünüzdeki tebessüm yeni boyanmış beyaz bir duvarda öldürülen sivrisineğin kalıntısı gibi iğreti durur.. Vicdan azabı gibi dolaşırsınız insanların arasında. Kurtulmaya çalıştıkça komik durumlara düşersiniz. Karmakarışık beyniniz ve paramparça ruhunuzla oradan oraya sürüklersiniz kendinizi bir süre. Zamanla bu hareketliliğin yerini acınası bir kabullenme alır. Artık eminsinizdir, özlemek sizin kaderinizdir. Ve bununla mücadele etmekten vazgeçersiniz. Unutmaya çalışmışsınızdır, ama olmamıştır. Sakinleşirsiniz artık, bu belki de en acı evredir. Beklemeye başlarsınız, kimselere bir şey anlatmazsınız. Hayat etrafınızda akıp gitmeye devam eder ve kimselerin sizin acılarınızı uzun uzun dinlemekle geçirecek kadar uzun zamanı yoktur. Kelimenin tam anlamıyla yapayalnızsınızdır artık. Beklersiniz, bu bekleyişin sonu var mıdır yok mudur bunu hiç kimse bilemez. Umudunuzu hiçbir zaman yitirmediğinizden bu umut size gereken sabrı da verir. Belki de çaresizlikten kaynaklanan bir sabırdır bu bilemeyiz.. Ama siz artık sesinizi çıkarmadan bir köşede sadece güzel şeyler düşünerek özlemeye devam edersiniz.. Ve özlemenin bu hali hiçbir dilde, hiçbir kelimeyle anlatılamaz.. Eğer birini gerçekten özlüyorsanız bunu doğru ifade edebilecek cümleleri saatlerce arasanız bile yazacak hiçbir şey bulamazsınız...
Var, bi kaç kare fotoğrafı, bide büyük rakı var.
Var, bi kaç kare fotoğrafı, bide büyük rakı var.
16 Mart 2014 Pazar
Unutur gibi olursun bazen. Bir süre.
Hayatta kendi kendime öğrendiğim gerçeklerden birisi de unutmaya çalışmanın beklemekten daha kolay olduğudur. Ve ben bu sefer unutmayı seçtim. Beklemek, sabretmek, emeklerinin karşılığını görmek sanki bunların hiç biri değiştirmeyecekti hiçbirşeyi.Unutur gibi olursun bazen. Bir süre. Ondan önce nasıl akıyorsa öyle akıyor gibi gelir hayat. Bir süre. Başka şeylerle uğraşıp, başka şeylerle heyecanlanıp, başka şeylere üzülürsün. Ama yine bir süre. Oysa hepsi eksiktir. Her neyle meşgulsen tam da onun ortasında geliverir gülüşü aklına. O an aklını kaybedersin. Elinde bir kaldırım taşıyla polis barikatına doğru koşarken ya da tanımadığın insanlarla özgürlük sloganları atarken ya da kırığı sızlayan koluna daha az sızlayan incinmiş kolunla pres yaparken birden bire aklına geliverir. Ve o an başka her şey anlamsızlaşır. Koşarak onun yanına gitmek istersin. Elinden tutmak, alıp onu, kimsenin kimseye değmediği bir yere kaçırıp, dizlerine yatmak istersin bütün yorgunluklarını diz kapaklarına gömüp. Koşamazsın. Öylece kalakalırsın. Taş elinden düşer. Kolunun sızısı donup kalır. Ne ona gidebilirsin ne bulunduğun yerde kalabilirsin. Onun dışında her şey anlamını yitirir. Sessizce her neredeysen uzaklaşır, ilk gördüğün tekel bayiinden iki tane kırmìzı tuborg alıp parka doğru yol alırsın. Ufaktan mırıldanırsın '' şimdi söyle bu hayat nasıl geçer, sensiz geçen her ömür sana benzer ''. Aklında bir tek o, dudaklarında acı bir ıslık, davasına ihanet etmiş ama bundan zerrece pişmanlık duymayan bir suçlu gibi, içine içine akıtırsın akmaktan utanan tüm tuzlu gözyaşlarını. Çünkü aşktır bunun adı ve aşk başka her şeyi unutturacak kadar kuvvetli bir gerekçedir.
Neye mi?
Kendisinden başka her şeye..
Neye mi?
Kendisinden başka her şeye..
Ben Bunu Da Sana Yazdım
Bir mide dolusu yalnızlık ve buz gibi bir sessizlik
Bugün burda bir büyük devriliyor bir fotoğrafın hatrına
Ben bu şiiri acılarımı kusarak yazdım kimseler temizleyemez
Sabaha karşı ağladım ama hiç sesim çıkmadı
Ben bu şiiri susarak yazdım dudaklarım kupkuru
Ağır aksak bir ağrı bir gelip bir giderken
Sen öylece oradayken ve ben yanına gelemezken
Hırsımdan deli gibi olmayışına sarılıp
Gıyabında öperek tüm jest ve mimiklerini
Ben bu şiiri uçarak yazdım tüm yüklerimden kurtulup
Uyudum sonra uyandım gelmedi bir daha uyku
Müezzini duydum sonra Allah'la karıştı adın
Meleksin ya o yüzden gözüm hep yukarlarda
Tavanda ve bulutlarda ve arş-ı ala'nın dışında
Başımın üstünde her yerde gözlerini aradım..
Ben bu şiiri sana yazdım,
Sızayım diye rüyalarına..
Bugün burda bir büyük devriliyor bir fotoğrafın hatrına
Ben bu şiiri acılarımı kusarak yazdım kimseler temizleyemez
Sabaha karşı ağladım ama hiç sesim çıkmadı
Ben bu şiiri susarak yazdım dudaklarım kupkuru
Ağır aksak bir ağrı bir gelip bir giderken
Sen öylece oradayken ve ben yanına gelemezken
Hırsımdan deli gibi olmayışına sarılıp
Gıyabında öperek tüm jest ve mimiklerini
Ben bu şiiri uçarak yazdım tüm yüklerimden kurtulup
Uyudum sonra uyandım gelmedi bir daha uyku
Müezzini duydum sonra Allah'la karıştı adın
Meleksin ya o yüzden gözüm hep yukarlarda
Tavanda ve bulutlarda ve arş-ı ala'nın dışında
Başımın üstünde her yerde gözlerini aradım..
Ben bu şiiri sana yazdım,
Sızayım diye rüyalarına..
4 Mart 2014 Salı
Neyse, siktir et
Ben seninle hiç yağmurda yürümedim
Islanınca neye benzer tüylerin
Görmedim. Ben seninle hiç rakı içmedim.
Açık saçık küfürler edermişsin sarhoşken.
Duymadım. Ben seninle hiç trene binmedim. Pencere kenarını mı seversin koridor tarafını mı.
Bilmedim. Ben senin ellerini hiç tutmadım. Soğuk mudur sıcak mıdır hayal ettim sadece, değmedim.
Ben senin gözlerine hiç bakmadım.
Ama öyle buğuluydu ki rüyalarımda,
Neyse,
Siktir et..
Islanınca neye benzer tüylerin
Görmedim. Ben seninle hiç rakı içmedim.
Açık saçık küfürler edermişsin sarhoşken.
Duymadım. Ben seninle hiç trene binmedim. Pencere kenarını mı seversin koridor tarafını mı.
Bilmedim. Ben senin ellerini hiç tutmadım. Soğuk mudur sıcak mıdır hayal ettim sadece, değmedim.
Ben senin gözlerine hiç bakmadım.
Ama öyle buğuluydu ki rüyalarımda,
Neyse,
Siktir et..
27 Şubat 2014 Perşembe
Biri vardır örneğin, deli gibi görmek istediğiniz
Birileri size hayatın adil olduğundan falan bahsederse ona sakın inanmayın. Tabi adaleti benim gibi tanımlıyorsanız. Bence adalet insanın hak ettiği muameleyi görmesidir. Ve malesef hayat denilen şey buna göre programlanmamıştır. Biri vardır örneğin, deli gibi görmek istediğiniz. Haketmişsinizdir de bunu ama göremezsiniz. O gel demez sizde gitmezsiniz.. Yada ben gitmem deyim. Oysa onu görmeyi hiç haketmeyen bir sürü saçma sapan adam her gün görürken, burnunun dibinden ayrılmazken hatta, siz göremezsiniz. Mahalle bakkalı, lise arkadaşı, komşusu, cafe garsonu zart zurt.. Coğrafi mecburiyet dışında hiçbir vasfı olmayan bir dolu insan sizin bir kez bakmak için yanıp tutuştuğunuz gözlere her gün bakar. Siz bakamazsınız..Alakası olmayan herkese günaydın der size demez, zamanı yoktur. Adaletini sikeyim böyle işin demek gelir içinizden, bazen dersiniz.. Bazen de diyemez bir bira daha söylersiniz.
İnsanlar ekseriyetle duymak istedikleri yalanları, duymak istemedikleri gerçeklere tercih ederler. Çok da güzel isimler koyarlar bu duruma. Aşk gibi mesela.
Hah işte o aşktan sonra
Durmaksızın düşünmeler, uykusuz geçen geceler, parkta içilen şaraplar, bazen kıskançlık, bazen deli eden bir sarılma isteği, görülmeyen ama orada olduğu bilinen kocaman bir gülümseme, tek bir sözle üzülmeler tek bir sözle sevinmeler tek bir sözle ne bok yiyeceğini bilememeler ve kaygı ve sevgi ve özlem başlar.. Aslında sizi sevmesi için herşeyi yaparsınız. Tek istediğiniz umudunun kırılmaması, size güvenmesi, size güven vermesi. Sevilmeyecek bi adam değilsin diye düşünürsün. Ama aklını kemiren yüzlerce soru olur. Ya seni oyalıyosa, ya bi alternatif varsa, ya başka birisini unutamıyorsa ? Yok dersin öyle şey yapmaz ben zaten yapmayacağı için aşığım ona. Ama yinede yoklar arada o kemiren sikindirikler aklını.
Daha öncede söylemiştim eğer birini seviyorsan ve o seni sevmiyorsa bundan çok güzel kaos çıkar. Bir sürü şiir, sağlam bir roman ve anlatacak bir sürü hikaye çıkar.. Ama sevgine karşılık çıkar mı? O biraz zor işte..
Mutluluk bir lafa bakıyor, mutsuzluk başka her şeye..
İnsanlar ekseriyetle duymak istedikleri yalanları, duymak istemedikleri gerçeklere tercih ederler. Çok da güzel isimler koyarlar bu duruma. Aşk gibi mesela.
Hah işte o aşktan sonra
Durmaksızın düşünmeler, uykusuz geçen geceler, parkta içilen şaraplar, bazen kıskançlık, bazen deli eden bir sarılma isteği, görülmeyen ama orada olduğu bilinen kocaman bir gülümseme, tek bir sözle üzülmeler tek bir sözle sevinmeler tek bir sözle ne bok yiyeceğini bilememeler ve kaygı ve sevgi ve özlem başlar.. Aslında sizi sevmesi için herşeyi yaparsınız. Tek istediğiniz umudunun kırılmaması, size güvenmesi, size güven vermesi. Sevilmeyecek bi adam değilsin diye düşünürsün. Ama aklını kemiren yüzlerce soru olur. Ya seni oyalıyosa, ya bi alternatif varsa, ya başka birisini unutamıyorsa ? Yok dersin öyle şey yapmaz ben zaten yapmayacağı için aşığım ona. Ama yinede yoklar arada o kemiren sikindirikler aklını.
Daha öncede söylemiştim eğer birini seviyorsan ve o seni sevmiyorsa bundan çok güzel kaos çıkar. Bir sürü şiir, sağlam bir roman ve anlatacak bir sürü hikaye çıkar.. Ama sevgine karşılık çıkar mı? O biraz zor işte..
Mutluluk bir lafa bakıyor, mutsuzluk başka her şeye..
26 Şubat 2014 Çarşamba
Susarsın, çok güzel yalan söyleyişine bakarsın.
Çaresizliklerin en büyüğü bir yalana yalan olduğunu bile bile inanmak, inanmak zorunda kalmak ya da inanır gibi yapmaktır. Böyle gözünüze baka baka '' hiç yalanımı duydun mu '' der. '' Hiç yanlışımı gördün mü ? '' Yalanı ortaya çıkarmak kolaydır aslında. Zaten er geç ortaya çıkar. Hangi yalan sonsuza kadar devam edebilir ki? Bazen sorulacak tek bir soru, edilecek tek bir laf gerçeği bütün çıplaklığıyla seriverir ortaya. Ama sen ne o lafı edebilir ne de o soruyu sorabilirsin. Çünkü duyacağın şey bellidir. Ellerinle kurduğun ve yoktan var etmeye çalıştığın iki kişilik dünyanın o an başına yıkılacağını çok iyi bilirsin. Susarsın o yüzden. Sevdiğin kadın bağıra bağıra yalan söyler. Aslında sana yüksek sesle gerizekalı der. Kendisinin düzgün bi insan olduğunu üstüne basa basa ima eder. Sen herşeyin farkında olursun ama hiç bişey diyemezsin. Gülersin yine yalan söylediğini bildiğini anlamasın istersin. Onaylarsın hatta onu. Yalan söylesin olsun yeter ki bana bişey söylesin dersin. Siktir lan, o öyle değil böyle öyle yapmadın böyle yaptın diyemezsin.
Bu sevdanın sonu yalanı söylenmeyecek bi doğruyla gelir.
Bu sevdanın sonu yalanı söylenmeyecek bi doğruyla gelir.
22 Şubat 2014 Cumartesi
Hadi İyi Geceler
Kaçırdığımız sabahlara ciddi bir özür borçluyuz
beraber uyanmadığımız bütün sabahlar
bir şey eksikti vardı yeryüzünün haberi
yanımızda başka bedenler
aklımızda başka hayaller
ama aynı güneş aynı gökyüzü
ve sen büyürken kimselerin fark edemediği yerlerde
gözlerini anlamsızca dikerken en yükseklere
durmaksızın seni düşündüğümü söylemem doğru olmaz..
Ama günün başka kimselere anlamlı gelmeyen anlarında
bazen onu elli geçe mesela
bazen ikiye altı kala
çorabımın tekini ararken ya da
kaç yumurta kıracağımı düşünürken tavaya
mütemadiyen seni düşündüğümü söyleyebilirim.
sevgilim denmez çok ayıp ama sevdiğim diyebilirim
sevdiğim belli olmaz saçma sapan bir zamanda
bir çocuk gülüşünde ya da eski bir türk filminde
farkında bile olmadan aklına gelebilirim..
beraber uyanmadığımız bütün sabahlar
bir şey eksikti vardı yeryüzünün haberi
yanımızda başka bedenler
aklımızda başka hayaller
ama aynı güneş aynı gökyüzü
ve sen büyürken kimselerin fark edemediği yerlerde
gözlerini anlamsızca dikerken en yükseklere
durmaksızın seni düşündüğümü söylemem doğru olmaz..
Ama günün başka kimselere anlamlı gelmeyen anlarında
bazen onu elli geçe mesela
bazen ikiye altı kala
çorabımın tekini ararken ya da
kaç yumurta kıracağımı düşünürken tavaya
mütemadiyen seni düşündüğümü söyleyebilirim.
sevgilim denmez çok ayıp ama sevdiğim diyebilirim
sevdiğim belli olmaz saçma sapan bir zamanda
bir çocuk gülüşünde ya da eski bir türk filminde
farkında bile olmadan aklına gelebilirim..
İyidir vaktinde varmak seni bekleyen herşeye.
Geç kalmadığın nisbette erken varırsın velhasıl.
İyidir vaktinde varmak seni bekleyen her şeye.
Dengeyi kurmak lazım ne geç gibi ne de erken.
Güzel adamlar vesselam Müslüm Gürses ve Orhan Gencebay ve Nurettin Rençber.
Sahi bir düet yapsalardı ölmeden önce, dinlerken ben rakı içsem. Çalıyo bak şimdi Bir Nefes Ki Aşk Sana Benzer.
Uçurtma uçurasım var buradan taa çocukluğuma
Arada ağaran saçlar var, çok ağlama ve çok sancı
Sabaha daha var epey gider bir ufak elbet
Hayaletler konuşmazlar, basit bir fizik kanunu
Yorgunum, uykusuzum bir şey istemiyor canım
Üstümü örtsün biri, toprak da olsa razıyım..
İyidir vaktinde varmak seni bekleyen her şeye.
Dengeyi kurmak lazım ne geç gibi ne de erken.
Güzel adamlar vesselam Müslüm Gürses ve Orhan Gencebay ve Nurettin Rençber.
Sahi bir düet yapsalardı ölmeden önce, dinlerken ben rakı içsem. Çalıyo bak şimdi Bir Nefes Ki Aşk Sana Benzer.
Uçurtma uçurasım var buradan taa çocukluğuma
Arada ağaran saçlar var, çok ağlama ve çok sancı
Sabaha daha var epey gider bir ufak elbet
Hayaletler konuşmazlar, basit bir fizik kanunu
Yorgunum, uykusuzum bir şey istemiyor canım
Üstümü örtsün biri, toprak da olsa razıyım..
20 Şubat 2014 Perşembe
Tuhaf düşüncelerim var
Eğilsen sen herhangi bir şeyin üzerine, soluk bir papatya olur yahut kirli bir mendilci çocuk. Işık hızıyla hepsini birden kıskanabilirim. Uyu sen sadece başka hiçbir şey yapma
çünkü yapacağın en iyi niyetli şeylerde bile
kendimle ilgili kötü sonuçlar çıkarabilirim..
Aşk tanımsız bir obsesyon nedeni yaşanamayanlar, hastalık bu biliyorum o kadar salak değilim. Hastalık bu yavaş yavaş ortaya çıkmasında şarkıların, çiçeklerin ve saçlarının eşit payı var.
Hadi sen uyu güzelim,
Çünkü uyumadığın zamanlar,
Başkalarını düşündüğün gibi tuhaf düşüncelerim var..
çünkü yapacağın en iyi niyetli şeylerde bile
kendimle ilgili kötü sonuçlar çıkarabilirim..
Aşk tanımsız bir obsesyon nedeni yaşanamayanlar, hastalık bu biliyorum o kadar salak değilim. Hastalık bu yavaş yavaş ortaya çıkmasında şarkıların, çiçeklerin ve saçlarının eşit payı var.
Hadi sen uyu güzelim,
Çünkü uyumadığın zamanlar,
Başkalarını düşündüğün gibi tuhaf düşüncelerim var..
19 Şubat 2014 Çarşamba
Yok kimselerin zamanı durup ince şeyleri anlamaya.
Ama bu böyle olmayacak anlatmalıyım artık birilerine bir yerlere bir şeylere senden bahsetmeliyim şiştim içimde tutmaktan korkunç bir yanlışlıkla sürmekte olan bu saçma sapanlıktan birilerinin haberi olmalı yalnızlığın bu kadarına alışık değilim ben anlamasalar da dinlemeliler beni birileri ya da bir şeyler yahut bir yerler durumdan haberdar olmalı durumumdan durumumuzdan durum mu ne durum işte iyi değilim ben kafam seninle dolu içtiğim biranın köpüğünde seni görüyorum miyavlayan süslü bar kedisi -ki hiç sevmem ben kedi- adınla miyavlıyor gibi durup dururken ağzımdan adın kaçıp duruyor sonra ben bundan kaçar gibi oluyorum başka şeyler düşünür gibi oluyorum sonra başka şeylerle oyalanır gibi oluyorum tanımadığım çirkin insanların düğünlerine uzaktan bakıp tenis maçlarını izleyip yaşlılara yer verip sempati yaratabileyim diye günün en kalabalık saatlerinde belediye otobüslerine biniyorum durumun vehametinden zavallı aklımı korumaya çalışıyorum ama rüyalarımı nasıl yapalım onları koruyamıyorum senden benden durumdan olmayacak şeyler oluyor rüyalarımda ben hepsini gerçek sanıyorum ben sen ne söylesen hepsini gerçek sandım zaten kötü olan hiçbir şeyi yakıştıramadım sana bütün kötülükleri kendimden bildim bütün yalanları ben söyledim bütün pis bendim hep sen yıldız gibiydin orada ışığı var kendisi yok soyut bir şey
Anlatmalıyım durmaksızın anlatmazsam çıldıracağım sanki ama biliyorum yok kimselerin zamanı durup ince şeyleri anlamaya.
Anlatmalıyım durmaksızın anlatmazsam çıldıracağım sanki ama biliyorum yok kimselerin zamanı durup ince şeyleri anlamaya.
18 Şubat 2014 Salı
Mutlu musun, yenildim sana
Her boka gücüm yeter zannediyorum bazen. Her şeyin üstesinden gelirim, herkesin ağzının payını veririm diye düşünüyorum. Hele ki bir kaç duble de rakı içtiysem Zaloğlu Rüstem Pehlivan çıksa karşıma madara eder yollarmışım gibi geliyor bana. Derken onunla karşılaşıyorum. O.. Dört tarafı kapalı antep fıstığı. En başta görmezden geliyorum onu, bir kenara bırakıp üst tarafı geniş yarıklı fıstıkları indiriyorum mideye. Ama her şey gibi onlar da bitiyor elbet ve pakette kalan ve o ana kadar umursamadığım her tarafı kapalı antep fıstığıyla göz göze geliyorum kaçınılmaz olarak. Ve mücadele başlıyor. Çöplerle birlikte çöp poşetine atmayı gururuma yediremiyorum, çünkü öyle yaparsam güzel devam eden geceyi mağlubiyetle bitirmiş olacağım. Çaresiz elime alıp kendisini, müstehzi bir tavırla süzüp bir çatlak, bir açıklık, bir tırnağımı sokacak boşluk arıyorum. Ama yok, şerefsiz antep fıstığı kırk yerden kilitli kale kapısı gibi ışık sızdırmamacasına kapanmış içine. Umudum kırılıyor lakin mağlubiyeti kendime yediremediğimden ağzımın sol tarafına atıp kendisini yorgun dişlerimle ve birikmiş bir hınçla abanıyorum. Aynı anda kırk yerden kırılıyor melun antep fıstığı. Fıstık içi ve kabuklar imkansız küçüklükte parçalarla iç içe geçiyor. Yenilebilecek kısımlarla yenilemeyecek kısımları birbirinden ayıramıyorum ve derin bir nefretle ne varsa ağzımın içinde çöp poşetine tükürerek haykırıyorum.
Mutlu musun orospu çocuğunun antep fıstığı, yenildim sana!!
Mutlu musun orospu çocuğunun antep fıstığı, yenildim sana!!
17 Şubat 2014 Pazartesi
Böyle böyle ağaracak 20sinde saçlarım
Güzel laflar etmesini pek beceremezdim belki. Ama her iki Müslüm Gürses şarkısından birini ezbere bilirdim. Ve birileri bunu takdir etmeliydi. Ve bu birilerinin başında sen gelmeliydin. Ve belki ben normal bi adam değilim ama sen ısrar etsen, belki bir şey olurdu benden. Ve çok kızdım ben sana. Ve çok sevdim seni. Ve o kadar güzeldin ki sen, ne bok yiyeceğimi bilmiyordum ben. Gece yarısına kadar rakı içtim ben de, gece yarısından sonra oralet. Sen kafanı koyduğun gibi uyurdun, ben önce hayal kurup sonra ona sarılıp uyudum. Kimse bişey anlamadı, bende kader dedim..
Böyle böyle ağaracak 20sinde saçlarım..
Böyle böyle ağaracak 20sinde saçlarım..
16 Şubat 2014 Pazar
Parça bitti, sigaram söndü, ben sustum...
http://www.youtube.com/watch?v=4RCDFsQikOs
Şu çalsın arka planda ben bişeyler söylücem.
Pazar sabahı şimdi,
uyandım bi sigara yaktım 15 dakika bunları düşündüm.
Susmalarımı konuştuklarıma say. Ve sen de sus mümkünse. Her günü ayrı günah sayılacak o kadar zamanı senden habersiz yaşadım ben. Sonra merhamet etti Tanrı, bizi karşılaştırdı. Şimdi bu zamana kadar birbirimizde geç kaldığımız ne varsa izin ver hepsini tamamlayayım. O kadar çok boş konuştuk ki başka başka insanlarla artık bundan sonra edeceğimiz her laf teferruat. Sus.. Beni de sustur. Renkli el işi kağıtlarına hayallerimizi nakşedelim, farklı şekillerden aynı anlamları çıkaralım sonra. Sonra.. Sonrasının ne önemi var? Durma.
Senin gücün benden sevilebilecek bir adam yaratmaya yeter, unutma..
Bende eksik olan ne varsa sende olanlarla tamamla..
Parça bitti, sigaram söndü, ben sustum...
Şu çalsın arka planda ben bişeyler söylücem.
Pazar sabahı şimdi,
uyandım bi sigara yaktım 15 dakika bunları düşündüm.
Susmalarımı konuştuklarıma say. Ve sen de sus mümkünse. Her günü ayrı günah sayılacak o kadar zamanı senden habersiz yaşadım ben. Sonra merhamet etti Tanrı, bizi karşılaştırdı. Şimdi bu zamana kadar birbirimizde geç kaldığımız ne varsa izin ver hepsini tamamlayayım. O kadar çok boş konuştuk ki başka başka insanlarla artık bundan sonra edeceğimiz her laf teferruat. Sus.. Beni de sustur. Renkli el işi kağıtlarına hayallerimizi nakşedelim, farklı şekillerden aynı anlamları çıkaralım sonra. Sonra.. Sonrasının ne önemi var? Durma.
Senin gücün benden sevilebilecek bir adam yaratmaya yeter, unutma..
Bende eksik olan ne varsa sende olanlarla tamamla..
Parça bitti, sigaram söndü, ben sustum...
15 Şubat 2014 Cumartesi
Vazgeçtim
Biraz etrafımda ki insanlardan bahsedicem.
Her işleri kolayca oluyor, bunu yaşam felsefesi yapmışlar. Kolayca aşık oluyorlar, kolayca seni seviyorum diyorlar, kolayca vazgeçiyorlar. Her şeye bi kulp buluyorlar. Çektikleri acı da çok kolay oluyor haliyle, unutmaları da. Kendileri gibilerden oluşan kalabalığın içinde takılıp kalmadan tüm sahtekarlıklarıyla yaşarlarken ara sıra benim gibilerle karşılaşıyorlar ve çok sürmeden bünyeleri hata veriyor. Başta tuhaf biriyle karşılaştıkları ve bu durum ilginç geldiği için egzotik bir hayvana yaklaşır gibi temkinli tavırlarla sokuluyorlar. Ama sonra tehlikenin farkına varıp usulca sıvışıveriyorlar. Benimse kulaklarımda söyledikleri sözler çınlamaya devam ediyor. Olası hatalar için hep yedek bir hayat tutuyorlar bir taraflarında kimselere farkettirmeden ve canları sıkıldığında diğer yaşantılarından devam ediyorlar. Kendine ait bir hayata bile sahip olamayanlar ise ancak ayrıntılara boğarak yaşamlarını bu aldatılışı düşünüp çıldırmadan yaşayabiliyorlar.
Ben, bedeli neyse peşin peşin ödeyip aranıza karışmaktan vazgeçtim...
Her işleri kolayca oluyor, bunu yaşam felsefesi yapmışlar. Kolayca aşık oluyorlar, kolayca seni seviyorum diyorlar, kolayca vazgeçiyorlar. Her şeye bi kulp buluyorlar. Çektikleri acı da çok kolay oluyor haliyle, unutmaları da. Kendileri gibilerden oluşan kalabalığın içinde takılıp kalmadan tüm sahtekarlıklarıyla yaşarlarken ara sıra benim gibilerle karşılaşıyorlar ve çok sürmeden bünyeleri hata veriyor. Başta tuhaf biriyle karşılaştıkları ve bu durum ilginç geldiği için egzotik bir hayvana yaklaşır gibi temkinli tavırlarla sokuluyorlar. Ama sonra tehlikenin farkına varıp usulca sıvışıveriyorlar. Benimse kulaklarımda söyledikleri sözler çınlamaya devam ediyor. Olası hatalar için hep yedek bir hayat tutuyorlar bir taraflarında kimselere farkettirmeden ve canları sıkıldığında diğer yaşantılarından devam ediyorlar. Kendine ait bir hayata bile sahip olamayanlar ise ancak ayrıntılara boğarak yaşamlarını bu aldatılışı düşünüp çıldırmadan yaşayabiliyorlar.
Ben, bedeli neyse peşin peşin ödeyip aranıza karışmaktan vazgeçtim...
Park soğuktu bunları evde yazdım
Bir insanın ötekini sevmesi
bu kadar zorken bu çağda
ben kalktım seni sevdim bir anlamı olmalı
sen yokken ben hayallerinin boyu
şarap rezervine endeksli bir adamdım
vazgeçmişken içinden aşk geçen her şeyden.
işin içinden çıkamayıp kendimi parka atardım.
gece parkta kim olur? gece parkta kediler
köpekler ve bir baykuş
içli şarkılar söyleyip içsizlere yollardım
sonra kalktın sen geldin ben de kalktım seni sevdim
seni sevdim bu zamanda kolay mı böyle bir şey?
bir dolu boşluğun sıkıntının ve kabusun
tortusundan sıyrılıp tutunarak gölgene
kalktım ben seni sevdim bir anlamı olmalı..
Park soğuktu bunları evde yazdım..
bu kadar zorken bu çağda
ben kalktım seni sevdim bir anlamı olmalı
sen yokken ben hayallerinin boyu
şarap rezervine endeksli bir adamdım
vazgeçmişken içinden aşk geçen her şeyden.
işin içinden çıkamayıp kendimi parka atardım.
gece parkta kim olur? gece parkta kediler
köpekler ve bir baykuş
içli şarkılar söyleyip içsizlere yollardım
sonra kalktın sen geldin ben de kalktım seni sevdim
seni sevdim bu zamanda kolay mı böyle bir şey?
bir dolu boşluğun sıkıntının ve kabusun
tortusundan sıyrılıp tutunarak gölgene
kalktım ben seni sevdim bir anlamı olmalı..
Park soğuktu bunları evde yazdım..
14 Şubat 2014 Cuma
6 yaşındayken anladım.
Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için der üç silahşörler. Bense henüz altı yaşındayken top oynamaya çalıştığım çocuk kalabalığının suratına haykırdım yaşam mottomu. Hala da her zaman, her yerde, herkese aynı şeyi söylüyorum.
Hepiniz birsiniz ben tekim..
Hepiniz birsiniz ben tekim..
Bişey Sorucam Size
Nasıl da eğleniyorsunuz merhabalarınız memnun oldumlarınız ağzınıza sığdıramadığınız dişlerinizle kocaman gülümsemeleriniz, "bak canım bu bu canım bu da sana bahsetmiştim ya hani aa evet tabi" li takdimleriniz, dar masaların çevresinde gittikçe genişleyen kalabalıklarınız, onu okudum bunu duydum aldım ama daha okuyamadımlı yalan dolan çok satan kitap listeli sohbetleriniz, rujlarınız, rimelleriniz, kirli sakallarınız, içinize çektiğiniz göbekleriniz, kazağınızın altından eteklerini sarkıttığınız gömlekleriniz, dinledikçe büyüyen göz bebekleriniz, içinizden geçirdikleriniz, tutkularınız, beklentileriniz, kıskançlıklarınız, kurnazlıklarınız ve entrikalarınız ve topuklu ayakkabılarınız ve parça tesirli yalanlarınız, efsanevi iç çatışmalardan sonra geliştirdiğiniz insanseverliğiniz ve hobileriniz ve fobileriniz ve kompleksleriniz, mendil satan çocuklara iğrenik bir şefkatle bakan gözleriniz, çakmaklarınız, tabakalarınız, çantalarınız ve onbeş dakikalık hoşlanmalarınız, sonra kalkıp bara gitmeleriniz, içkileriniz mezeleriniz ve güzel ülkemiz için üzülmeleriniz ve üzüldükçe birbirinize sokulmalarınız sokulmalarınız sokula sokula kaynaşmalarınız ve sarılmalarınız ve yalpalayarak eve gitmeleriniz ve kusmalarınız ve sevişmeleriniz ve kavgalarınız ve çabucak barışmalarınız ve tekrar sevişmeleriniz ve önce sarılıp sonra sıkılıp sırtınızı birbirinize dönerek uyumalarınızla siz..
Bişey sorucam size.
Sizinle ben birbirimizi nasıl anlayabiliriz ?
Bişey sorucam size.
Sizinle ben birbirimizi nasıl anlayabiliriz ?
Belki sıradan, vasıfsız bir şey.
Benim onu sevmemin nasıl bişey olduğundan haberi yok.
Belki de sıradan ve vasıfsız bir şey gibi görüyor bunu.
O da haklı. Neredeyse tanıyan herkes sevmiş onu.
Farklı boyutlarda elbet.
Ama bir şekilde sevmiş. Zaten onu birazcık tanıyan birinin kayıtsız kalması, sıradan biri gibi davranması mümkün değil.
Fakat ben ne yapabilirim? Anlatamıyorum. Anlatamamamın sıkıntısı içimdeki telaşı kat be kat artırıyor.. Seni en çok ben seviyorum desem, en başka ben seviyorum ve en başta, herkesten çok, en çok, en.. Ne en?
İçimden geçenleri bilse koşup boynuma sarılır mı ? Oysa sadece anlatabildiğim kadarını biliyor. Anlatabildiğim kadarını.. Anlatabildiğim kadarıyla ne yapılabilir ? Birer çay içilebilir belki. Belki de eski bir bankta birer bira.. Kırmızı Tuborg.. Gazeteye sarılı..
Anlatamadıklarımı anlar mı o zaman ?
Belki de sıradan ve vasıfsız bir şey gibi görüyor bunu.
O da haklı. Neredeyse tanıyan herkes sevmiş onu.
Farklı boyutlarda elbet.
Ama bir şekilde sevmiş. Zaten onu birazcık tanıyan birinin kayıtsız kalması, sıradan biri gibi davranması mümkün değil.
Fakat ben ne yapabilirim? Anlatamıyorum. Anlatamamamın sıkıntısı içimdeki telaşı kat be kat artırıyor.. Seni en çok ben seviyorum desem, en başka ben seviyorum ve en başta, herkesten çok, en çok, en.. Ne en?
İçimden geçenleri bilse koşup boynuma sarılır mı ? Oysa sadece anlatabildiğim kadarını biliyor. Anlatabildiğim kadarını.. Anlatabildiğim kadarıyla ne yapılabilir ? Birer çay içilebilir belki. Belki de eski bir bankta birer bira.. Kırmızı Tuborg.. Gazeteye sarılı..
Anlatamadıklarımı anlar mı o zaman ?
13 Şubat 2014 Perşembe
Bu geceye yazdım
Neredeyse emin bile olsan, arsız bir şüphe, beyninin genelde gece kullandığın bölümlerini kemirir durur. Şahsiyetsiz bir şüphedir bu; meyhanede içilen meyve suyu kadar sevimsiz. En yalnız olduğun zamanlar gösterir kendini ve düşündüğün bütün güzelliklere gölgesini düşürür. Tam gölgeleyemese de, biraz yaralar. Ya öyle değilse? Ya yanlış anladıysam? Ya bana öyle geldiyse? Gerçekte öyle değil de böyle mi demek istedi? Sorular bir türlü bitmez. Sen herşeyi söyleyecekken bi aksilik çıkar. Hem telefona hem uykuya sarılmak istersin bu manyaklıktan kurtulmak için. Ancak her zaman gelmez o mesaj. Geriye tek bir seçenek kalır. Kırmızı Tuborg.. Parktaysan gazeteye sarılı. Evdeysen çıplak..
Yaşım tek haneliydi, ben aşık olmuştum.
Dördüncü sınıfta aşık olmuştum.
Kız beşinci sınıftaydı ama bunun hiçbir önemi yoktu .
Aşık olmuştum işte, yani galiba. Şimdi geriye dönüp baktığımda durumun adının aşık olmak olduğunu biliyorum tabi ama o zaman ben bu kızı seviyorum diyordum kendi kendime.
Aşk ve sevgi arasındaki epistemolojik farkı bilecek seviyede değildim. Malum, o zamanlar yaşım henüz tek haneliydi. Ve ciddi bir sorunum vardı.
Kız beni tanımıyordu, tanımayı bırak farkımda bile değildi. Görmemişti beni, her tenefüs sınıflarının kapısının önüne sotelenip seyrettiğim kız beni görmüyordu.
Muhtemelen gözleri çok değmiştir bana, ama okuldaki yüzlerce sümüklü oğlandan biriydim nihayetinde nasıl farkedecekti ki beni.
Evet bakmıştı bir kaç kez bana ama hiçbirinde görmemişti..
Dikkat çekmek için yaptığım şaklabanlıkları burada anlatmamın hiçbir anlamı yok. Kolayca tahmin edileceği gibi kendimi komik durumlara düşürürüp arkadaşlarımın taşak geçmesiyle sonuçlanan bir dizi girişimde bulundum elbette. Ama hiçbiri bırak işe yaramayı, onun dikkatini çekmemi bile sağlamamıştı.. O güne kadar..
Tenefüse çıktığımızda okulun arka bahçesindeki akasyanın altında alışılmadık bir kalabalık vardı. İnsanlar gözlerini ağacın tepesine dikmiş uzaktan pek anlaşılmayan seslerle bir şeyler mırıldanıyorlardı. Normalde böyle temaşalı durumları pek siklemezdim, dudak büküp ön bahçeye doğru yollanmak üzereydim ki.. Tam arkamı dönüp uzaklaşıyordum ki.. O'nu gördüm. Oradaydı, en öndeydi ve galiba çok üzgündü. O an şimşek çaktı beynimde ve süratle kalabalığa doğru seğirttim. Mesele, bir şekilde ağaca çıkmış ama inemeyen ve kalabalığı görünce de iyice panik yapan, panikledikçe de ciyak ciyak bağıran yavru bir kediydi.. Epeyce de uzun boylu bir ağaç olduğundan kimsenin çıkıp kediyi kurtarmaya götü yemiyordu. Ve benim prensesimin ağzından 'yazık yaa, canım benim, kıyamam' sözleri dökülüyordu. Prensesimin yanına kadar sokuldum, ağzından çıkan her sözü duyabiliyordum ama o hala benim farkımda değildi. Olsun, az kalmıştı ama birazdan ben nasıl bir kahraman olduğumu ona gösterecektim. O da boynuma sarılıp beni öpecek ve kol kola gururla uzaklaşacaktık oradan. Yalnız iki küçük sorunumuz vardı. Birincisi ben kedi milletinden nefret ederdim, ikincisi ise hayvani bir yükseklik korkum vardı. Ve kedinin bulunduğu yere bakmak bile gözlerimi karartıyordu. Ama yapacak bir şey yoktu, ilk kez elime böyle bir fırsat geçmişti ve aptalca korkularım yüzünden bunu kaçıracak değildim. Ağaca uzandım, seslerin kesildiğini fark ettim ve dönüp son kez prensesime baktım. Bana bakıyordu.. Allahım sonunda kız bana bakıyordu. Kız bana bakıyordu lan! Gözlerini dikmiş bana bakıyordu kız, kim tutardı artık beni. Ya allah deyip tırmanmaya başladım. Tabi gözlerim kapalı, ve aşağıya zinhar bakmadan. Tamam kahramandım falan ama yüksekten de korkuyordum ve yükseldikçe altıma sıçacağım korkusu bünyemi ele geçirmişti. Santim santim yaklaştım kediye, yaklaştıkça korkum da birazcık azalmıştı. Bir kol mesafesi kadar yanaştım kediye, ama o kol bir türlü uzanmıyordu. Dedim ya hiç sevmezdim kedi şerefsizini. Tabi uzun sürmedi bu tereddüt. Prensesim aşağıda kahramanını izliyordu ve kahramanlar asla tereddüt etmezlerdi. Elimi uzattım yavru kediye. Önce tüylerini, sonra gövdesinin sıcaklığını hissettim. Tam avuçlayıp kendime doğru çekecektim ki.. Hain pençesini bana doğru savurdu pezevenk kedi ve sonra kendini ağaçtan aşağıya attı. Elim çizilmişti, kedi ağaçtan atlamıştı ve ben bok gibi ortada kalmıştım. Aşağıya baktım sonra, ama prensesim ve diğerleri artık bana bakmıyordu hepsi kedinin peşinden koşmaya başlamışlardı. N'oluyordu lan? Kahraman bendim, o ağaca ben çıkmış kediyi kurtarmak içim canımı ortaya koymuştum, bu kadar mıydı yani itibarım. Hadi diğerlerini siktir et, ne yani ben ağaçtan indiğimde prenses yanaklarıma öpücük kondurup kahramanım demeyecek miydi yani bana? Boşuna mı çıktım lan ben bu ağaca? Sikerim lan ben böyle kahramanlığı. Karar verdim, inip hepsinin ağzına sıçacaktım.Sıçacaktım sıçmasına da, acaba nasıl inecektim?
Ağaca çıkarken kahramandım ben ve prensesimin beni seyretmesinin verdiği gazla en tepeye süzülmüştüm. Ama inişe geçtiğimde bir kahraman değil zavallıydım ve prenses falan da yoktu aşağıda. Kimse yoktu. Ulan kıçı kırık bir kedi yavrusu için ağacın altında kümelenen insanların hiçbiri yoktu artık. Ağacın tepesindeki kedi yavrusu kadar değerim yoktu. Ve ben yüksekten çok korkuyordum, bırak aşağıya inmeyi bir alt dala bile uzatamıyordum ayağımı. Öfkeden ve korkudan ölmek üzereydim. Dakikalarca titreyerek kaldım o ağacın tepesinde. Tek tesellim şuydu ama. Ağlıyordum ve bunu gören kimse yoktu..
Evet kız sonunda beni fark etmişti.
Kız beşinci sınıftaydı ama bunun hiçbir önemi yoktu .
Aşık olmuştum işte, yani galiba. Şimdi geriye dönüp baktığımda durumun adının aşık olmak olduğunu biliyorum tabi ama o zaman ben bu kızı seviyorum diyordum kendi kendime.
Aşk ve sevgi arasındaki epistemolojik farkı bilecek seviyede değildim. Malum, o zamanlar yaşım henüz tek haneliydi. Ve ciddi bir sorunum vardı.
Kız beni tanımıyordu, tanımayı bırak farkımda bile değildi. Görmemişti beni, her tenefüs sınıflarının kapısının önüne sotelenip seyrettiğim kız beni görmüyordu.
Muhtemelen gözleri çok değmiştir bana, ama okuldaki yüzlerce sümüklü oğlandan biriydim nihayetinde nasıl farkedecekti ki beni.
Evet bakmıştı bir kaç kez bana ama hiçbirinde görmemişti..
Dikkat çekmek için yaptığım şaklabanlıkları burada anlatmamın hiçbir anlamı yok. Kolayca tahmin edileceği gibi kendimi komik durumlara düşürürüp arkadaşlarımın taşak geçmesiyle sonuçlanan bir dizi girişimde bulundum elbette. Ama hiçbiri bırak işe yaramayı, onun dikkatini çekmemi bile sağlamamıştı.. O güne kadar..
Tenefüse çıktığımızda okulun arka bahçesindeki akasyanın altında alışılmadık bir kalabalık vardı. İnsanlar gözlerini ağacın tepesine dikmiş uzaktan pek anlaşılmayan seslerle bir şeyler mırıldanıyorlardı. Normalde böyle temaşalı durumları pek siklemezdim, dudak büküp ön bahçeye doğru yollanmak üzereydim ki.. Tam arkamı dönüp uzaklaşıyordum ki.. O'nu gördüm. Oradaydı, en öndeydi ve galiba çok üzgündü. O an şimşek çaktı beynimde ve süratle kalabalığa doğru seğirttim. Mesele, bir şekilde ağaca çıkmış ama inemeyen ve kalabalığı görünce de iyice panik yapan, panikledikçe de ciyak ciyak bağıran yavru bir kediydi.. Epeyce de uzun boylu bir ağaç olduğundan kimsenin çıkıp kediyi kurtarmaya götü yemiyordu. Ve benim prensesimin ağzından 'yazık yaa, canım benim, kıyamam' sözleri dökülüyordu. Prensesimin yanına kadar sokuldum, ağzından çıkan her sözü duyabiliyordum ama o hala benim farkımda değildi. Olsun, az kalmıştı ama birazdan ben nasıl bir kahraman olduğumu ona gösterecektim. O da boynuma sarılıp beni öpecek ve kol kola gururla uzaklaşacaktık oradan. Yalnız iki küçük sorunumuz vardı. Birincisi ben kedi milletinden nefret ederdim, ikincisi ise hayvani bir yükseklik korkum vardı. Ve kedinin bulunduğu yere bakmak bile gözlerimi karartıyordu. Ama yapacak bir şey yoktu, ilk kez elime böyle bir fırsat geçmişti ve aptalca korkularım yüzünden bunu kaçıracak değildim. Ağaca uzandım, seslerin kesildiğini fark ettim ve dönüp son kez prensesime baktım. Bana bakıyordu.. Allahım sonunda kız bana bakıyordu. Kız bana bakıyordu lan! Gözlerini dikmiş bana bakıyordu kız, kim tutardı artık beni. Ya allah deyip tırmanmaya başladım. Tabi gözlerim kapalı, ve aşağıya zinhar bakmadan. Tamam kahramandım falan ama yüksekten de korkuyordum ve yükseldikçe altıma sıçacağım korkusu bünyemi ele geçirmişti. Santim santim yaklaştım kediye, yaklaştıkça korkum da birazcık azalmıştı. Bir kol mesafesi kadar yanaştım kediye, ama o kol bir türlü uzanmıyordu. Dedim ya hiç sevmezdim kedi şerefsizini. Tabi uzun sürmedi bu tereddüt. Prensesim aşağıda kahramanını izliyordu ve kahramanlar asla tereddüt etmezlerdi. Elimi uzattım yavru kediye. Önce tüylerini, sonra gövdesinin sıcaklığını hissettim. Tam avuçlayıp kendime doğru çekecektim ki.. Hain pençesini bana doğru savurdu pezevenk kedi ve sonra kendini ağaçtan aşağıya attı. Elim çizilmişti, kedi ağaçtan atlamıştı ve ben bok gibi ortada kalmıştım. Aşağıya baktım sonra, ama prensesim ve diğerleri artık bana bakmıyordu hepsi kedinin peşinden koşmaya başlamışlardı. N'oluyordu lan? Kahraman bendim, o ağaca ben çıkmış kediyi kurtarmak içim canımı ortaya koymuştum, bu kadar mıydı yani itibarım. Hadi diğerlerini siktir et, ne yani ben ağaçtan indiğimde prenses yanaklarıma öpücük kondurup kahramanım demeyecek miydi yani bana? Boşuna mı çıktım lan ben bu ağaca? Sikerim lan ben böyle kahramanlığı. Karar verdim, inip hepsinin ağzına sıçacaktım.Sıçacaktım sıçmasına da, acaba nasıl inecektim?
Ağaca çıkarken kahramandım ben ve prensesimin beni seyretmesinin verdiği gazla en tepeye süzülmüştüm. Ama inişe geçtiğimde bir kahraman değil zavallıydım ve prenses falan da yoktu aşağıda. Kimse yoktu. Ulan kıçı kırık bir kedi yavrusu için ağacın altında kümelenen insanların hiçbiri yoktu artık. Ağacın tepesindeki kedi yavrusu kadar değerim yoktu. Ve ben yüksekten çok korkuyordum, bırak aşağıya inmeyi bir alt dala bile uzatamıyordum ayağımı. Öfkeden ve korkudan ölmek üzereydim. Dakikalarca titreyerek kaldım o ağacın tepesinde. Tek tesellim şuydu ama. Ağlıyordum ve bunu gören kimse yoktu..
Evet kız sonunda beni fark etmişti.
Bütün bunları bilse, sever miydi O'da beni ?
Abartıyor muyum ? Napsam bilmiyorum, soluğum kesiliyor. Gülüşünün kıyısına sığınıp bi ömür geçirebileceğimi bilmiyo. Sesini duyduğumda içimden unutulmuş dillerde bilmediğim eski şarkılar söylediğimi, onun adının geçtiği her yeri ve her şeyi incitmemek için parmak uçlarımla sevdiğimi bilmiyo. Özlemenin imkansız dayanılmazlığıyla hiç bir yere sığamayıp gıyabında gözlerine öpücükler gönderdiğimi bilmiyo. Ona dair, ona ait ,onunla ilgili ne varsa kelimelere dökülmüş, yüreğimin belleğinden hiçbir yere gitmediğini bilmiyo. Öldüğümde onun elmacık kemiklerine gömülmek istediğimi, onun benim için ne demek olduğunu ve onu göremiyor olmamın varlığının büyüsünü hiç ama hiç bozmadığını bilmiyo.
Bütün bunları bilse, sever miydi O'da beni ?
Bütün bunları bilse, sever miydi O'da beni ?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)